DERS ZİLİ GELECEK İÇİNDİR
Ziya Gökerküçük
22-09-2016 15:46

 

Kentimizde 52.000 ve ülkemizde 18.000.000 öğrenci hafta başında okula başladı diyor ajanslar. (Yüksekokullar hariç) Her aileyi ideal olandan yani 4 kişiden hesapladığımızda büyük çoğunluğun eğitimden etkilendiğini görürüz.

İşte bu nedenle eğitim, iktidarları hep ilgilendirmiştir. İnsanlığın ilerleme ivmesi yönünde kazandığı özgürleşme ve özgürleştirmeye yönelen eğitimi “istendik yurttaş” yetiştirme şekline çevirdiler. Gramsci; “İnsanları kafasından yakalayacaksınız!” demişti ya öyle yaptılar ve kafasından yakalayınca; kolu, bacağı, gövdesi kendiliğinden geldi. İnsanları kafalarından yakalayabilmek için, beynin biçimlenmesi aşamasında etken olan inançları kullanıp yönlendirmek gerekir. Dinsel inanç adı altında, duygu ve düşünceleri uyuşturan, yozlaştıran ve sorgulamayı engelleyen bir takım dogmalar üretmek gerekir.

İktidarları yönlendiren sermaye grupları eğitimin, kişi boyutunu aşan; kitap, araç-gereç, yiyecek, giyecek, servis, bina, çalışan, vb kattığımızda en büyük ticari sektör olduğunu da gördüler. İktidarları yönlendirip işbirlikçi duruma getiren ve dünyaya ticari bakan sermaye bu sektöre el attı. Çünkü kafaları değiştirirken sermayeyi elde etmek de gerekliydi.

Yukarıda üç paragrafta özetlemeye çalıştığım süreç yüzyılları kapsadı. Krizlerle kendini yenileyen kapitalizm 1980'lerden sonra tek kutuplu dünyaya geçişin de şımarıklığı ile eğitim ve sağlığı özelleştirmeye yöneldi. 1995 yılında dünya ticaretinin yönlendiricisi Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü önderliğinde dayatılan anlaşmalar imzalandı.

Hiç olmayan ama bize ezberletilen devlet baba; eğitimde istediği tip yurttaşı yetiştirmek için eskiden vergilerimiz ile bize hizmet eder iken artık onu da bırakıp bir şekilde velilerden alınan paralarla eğitim hizmeti veren yapıya dönüşmüş oldu, özelleşme hız kazandı.

Eğitimin ticarileşmesi yanında; imparatorluktan kurtulan coğrafyamız için laik eğitimin temellerinin

atıldığı kuruluş aşaması bir başarıdır. Ancak yukarıdan gelen değişim tabana yayılamamış ve eğitim süreçlerinde laik ve sorgulayan cumhuriyet yurttaşı, başarılı Köy Enstitüleri denemesine rağmen yeterince sağlanamamıştır. Sonrasında taban siyaseti denerek sağ ideoloji egemen olmuş ve bir sonrakini besleyip büyüterek günümüze gelinmiştir.

AKP iktidarı kuruluş yıllarının tek tip yurttaş oluşturma biçimine karşı olarak özgürlük dilini kullanarak yönetime gelmiştir. Ancak kurucu iradenin laik eğitim modeline karşı olduğunu da gizlememiştir. Kuruluş yıllarındaki laiklik karşıtlarının dilini kullanarak dini mağduriyetleri kullanmıştır. Çünkü asıl amaç; iktidar olup kafaları ele geçirmektir. Öte yandan eğitimi ekonomisini dünya sermayesine açarak (global!) destek görmüştür.

Kültürümüzde olan “devlet baba” imgesinin rüya olduğunu anlayamayan, “devlet iyi eğitir, dini de devlet vermelidir” algısını aşamayan bizler bu öngörüsüzlük sayesinde sessizliğimizi koruduk. Bu gün geç kalınmış mıdır? Elbette. Ama yapacaklarımızı bilir ve planlı, örgütlü olursak ülkemizde laik, bilimsel, çağdaş, kamusal eğitim; kuruluş felsefesindeki amacı da olumluluk anlamında aşarak günümüz modern toplumları durumuna gelebilecektir.

Ne yapmalı?

Devletin sosyal devlet olmadığını ve bizim geleceğimizi dinsel ve etnik yapı olarak tekleştiren amacını görmeliyiz. Vergilerimizle, bağışlarımızla veya emeğimizle var ettiğimiz eğitimde taraf olmalıyız.

Öğretmenimize güvenebiliriz ve güvenmeliyiz de. Ama bilmeliyiz ki; eğitimde öğretmenin etkisi her gün azalmaktadır ve fikri, irfanı ve vicdanı hür eğitimciler her yıl yok olmaktadır. Eğitimi evrensel aydınlanma anlamında yorumlayan ve bunun mücadelesini veren eğitimciler her zaman olacaktır ve bizler onları, örgütlerini elbette destekleyeceğiz. Ama eğitimi sadece eğitimcilere bırakamayız.

Somut durumu gördük ülkemiz özelinde. Devlet yani kamu laik olmadığında dinsel aidiyetler tercih edildi ve devleti ele geçirmeye çalıştı. Diyanet kurumu devleti laiklikten uzaklaştırdı ve her zaman dinsel inançlarımız saygısızca(!) kullanıldı.

Eğitim kurumları dini eğitim kurumlarına dönüştürüldü. İlimiz Edirne özelinde; geçen yıllarda Halk Eğitim mekânı olarak kullanılan yerin bir kesimi İmam Hatip Okulu yapıldı, karşı duramadık. Şimdi de İmam Hatip bir başka yere, Halk Eğitim ana binası da bir şekilde devlete aktarılan ve işlevsel olmayan bir yere taşınarak binaların Diyanete verileceği duyumları var. Bahane; “Diyanet Selimiye bütünlüğü içinde daha anlamlıdır” denecek belki. Böylece din eğitimi örgün ve yaygın eğitimin önüne konacak.

Eğitimde laikliği anlamıyla kurgulayamadığımızdan nasıl çağdışı bir duruma geldiğini gördük. Öte yandan ticari duruma düştüğünü de yaşıyoruz. Bu iletişim çağında bunu irdelemek de kolay, araştırıp okuyabiliriz. Önemli olan bu tespitleri bilmek ve yapmak değildir. Önemli olan bildiğimizi harekete dönüştürmek ve müdahil olmaktır.

Giden çocuklarımızdır, geleceğimizdir, ülkemizdir. Belki kendi çocuğumuzu modern aile ortamında, pozitif bilimle, evrensel bir yurttaş olarak yetiştirebiliriz. Ama bu kurtuluş olur mu? Sokak, mahalle, işyeri yobazlığın işgalinde ise ülkeden kaçışı mı düşünecek gelecekte?

Toplumsal sorunlar dört yılda bir sandıkta oy kullanmak ile çözülmez. Hayat her gün yeniden başlayıp 365 gün 24 saat devam ediyor ise biz de olumluluk anlamında hayata 365 gün 24 saat müdahil olmalıyız. Veli-Der bir araçtır bu mücadeleye, unutmayalım…

Zil çocuklarımızı okula başlatırken bizi de geleceğe dair uyaran zil anlamında olmalıdır.

 

YORUMLAR
Bu habere ilk yorum yapan siz olun...
YENİ YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

YAZARIN DİĞER YAZILARI
>>> Yazarın Tüm Yazıları


ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN DÜN BU HAFTA BU AY
GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi Zaman Gazetesi