LÂİK’LİĞE LAYIK MIYIZ?
Ziya Gökerküçük
30-01-2016 13:40

 

Lâiklik deyince; kimimiz laiklik, kimimiz layiklik desek de bir şeyler söyleriz. Çünkü ilkokuldan itibaren lâik olduğumuz masal gibi anlatılır. Masallara inanılmayacağı da öğretilir ki belki bu nedenle ameli değil masali(!) anlatılır; demokrasinin ve cumhuriyetin, çağdaşlığın olmazsa olmazı lâiklik! Büyüyünce camide imam söyler lâik olduğumuzu. Belirli gün ve haftalarda büyük (nedense hep)adamlar(!) söylerler ağızlarını yayarak ve uzatarak; “Biz demokratiiiiikk, lâyiiiiiikkk, sosyaaaaaalll bir hukuuuuuuk devletiyizzz”. Ezberlerin doğru olduğuna da inandırıldığımızdan “sahiden böyle miyiz?” diye sorgulamayız. Oysa ne demokratik, ne lâik, ne sosyal ve ne de hukuk devletiyiz. Bir kararla da olunmaz zaten, mücadele ile kazanılır bu kavramların tümü.

 

Yüzyıllarca saray halifeleri tarafından yönetilen bir toplumda demokrasi kurmaya çalışanlar doğal olarak lâikliği de sisteme koyacaklardı. Koydular ve zamana yayarak lâikliğin hayat bulmasını beklediler. 93 yıldır (devlet tarafından) laik olmak bilinci ile yetişen bizler; “din elden gidiyor” yaygarasına dur diyemedik ve lâik modeli, şeriat modele getirdik.

 

Türkiye'de, 1950’den bu güne (kısa süreler hariç) hep din eksenli siyaset yapan sahte demokratlar iktidarda olmuştur. Ve bu sahte demokratların iktidarda olduğu dönemde Türkiye sadece dinselleşmiştir. 1960’larda laik ve bilimsel dünya görüşüne sahip gençler, son yıllarda cinlere, perilere, kadere inanan gençlere yerini bıraktı, 70’lerde öncelikli olan özgürlük ve eşitlik gibi değerler zamanımızda tarikat şeyhine, toplum reislerine biat şekline dönüştü ve bu geniş zaman diliminde hep sustuk.

 

Cumhuriyet döneminde, ülkede doğan, Türk, Arap, Ermeni Kürt, Rum, … ve de Sünni, Alevi veya başka mezhepteki Müslüman, Hristiyan, Musevi, dinsiz,…, herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşıdır diye bildik.  Bir Cumhuriyet Kurumu olan DİB (Diyanet İşleri Başkanlığı)’in de, bu bilinçle hareket etmesi, yurttaşlar arasında ayrımcılığı çağrıştıran her söz ve uygulamadan kaçınması bekledik. Laik ülkede olmaması gereken ama günün koşulları gereği daha sonra kaldırılması umuduyla kurulan DİB; bu eşitlik kuralını hiç takmadı, eşit mesafede olmadı, sustuk.

DİB, genel tutumuyla, verdiği fetvalarla ve de mensuplarının kurduğu Diyanet Vakfı aracılığıyla ayrımcılık yaptı. DİB’in bu doğrultudaki tutumu 12 Mart 1971 TSK muhtırası sonrasında belirginleşti, 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında hız kazandı ve son yıllarda ise yaygınlaşmaya başladı.  Örneğin DİB, 12 Mart 1971 muhtırasından sonra Cumhuriyet’in 50. yılında hazırladığı kitapta, “Millî hâkimiyet Kitabımızın ve Peygamberimiz‘in gösterdiği yoldur” (DİB, 1973) diyerek Cumhuriyetin “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” temel ilkelerini inkâr etti, sustuk.

 

Başbakan R. T. Erdoğan’ın 2000’lerin başlarında, Danıştay ve AİHM’nin türban konusundaki kararları üzerine, “Buna siz değil ulema karışır” dedi, 2012 yılının ilk günlerinde de, “dininin ve kininin davacısı olacak gençler” istedi, sustuk.

 

DİB, toplumda Müslüman olmayanlarla yapılan evlilikler varken; “Müslüman olmayanla evlenilmez” ve içki fabrikalarında çalışan binlerce emekçi varken; “içki fabrikalarında çalışmak mekruhtur” dedi. Midye yiyen, piyango bileti alan, nişanlıyken el ele tutuşan ve benzeri milyonlarca yurttaşı üzecek ve onları zor durumda bırakacak fetvalar verdi. Bu gibi fetvalar toplumu ayrıştırıcı ve birbirine düşman edici işlev gördü. Cumhuriyet değerlerine aldırmayan DİB son zamanlarda; "Bir babanın öz kızına şehvet duyması haram mı?" sorusuna "Haramlık oluşturmaz" yanıtı verdi ve "Kürtaj yaptıran 5 deve ceza tazminatı öder" fetvası, bu kurumun toplumun din anlayışına da aldırmadığını gösterdi ve yine sustuk.

 

Camilerimizi aldılar; Mahalle imamı önderliğinde kılınan namazların yerini müdürlerin, şıhların, reislerin gittiği camiler aldı, sustuk. Namaz bahanesiyle yolları kapattılar, trenleri beklettiler, metro koridorlarını işgal ettiler, uçakları kaldırmadılar, otobüsleri dağ başlarında durdurdular, sustuk. Cennette vaad edilen şarabımıza günah deyip içkili yerleri kapattılar, içenlere ceza diye en büyük vergiyi içkiden aldılar, filmlerde ve sinemalarda içki sahnelerini kararttılar, sustuk.  Diyanet İşleri Başkanının; “Yargı dine karışmasın, Diyanet karar versin” sözleri sanki Ubangu devletinde söylendi, biz duymadık ve sustuk.

 

Cuma günleri Cuma namazı bahanesiyle resmi kurumların kapısına kilit vurulması istendi sustuk ve bugün uygulanıyor. Bu taleplerin birçoğunu dillendiren ve iktidar izin ve emirleriyle örgütlenen bir eğitim sendikası (Eğitim Bir Sen) karma eğitime son verilip kız erkek okullarının ayrılmasını talep etti, sustuk. Daha dün basında yer aldı, şimdide okullarda havuz ve faiz hesapları yerine zekât ve fitre problemleri sorulsun buyurmuşlar. Susmaya devam…

 

At pazarı, balık pazarı, bitpazarı gibi eğitim pazarı kuruldu ve laikliğin okullarda tamamı ile yok olması sağlandı. Denge güzeldir; uluslararası sermayeye söz ver eğitimi özelleştir ve bunu örtmek için de kendi hedefini yani okulları medreseye çevirme işini gerçekleştir. Uyuyan kullar sermayeyi görmez, sermaye de çıkarını görmekten geçmişte savunduğu laikliği görmez. Al gülüm ver gülüm toplum olsun kötürüm.

 

Şimdi soralım kendimize; Biz lâikliğe mi layığız yoksa lâyikliğe mi layığız? Çünkü lâik sözcüğünü hep lâyik diye okuduk ve gerçek anlamını düşünmedik. Sonuçta; irdelemeyip sorgulamadan kabul ettiğimiz ama anlamını içselleştirmediğimiz sözcüğün getirdiği cumhuriyetin güzelliğini de hiiiiç anlamadık. Biz lâikliğe layık mıyız?

 

Ziya Gökerküçük                        gokerkucuk@gmail.com

YORUMLAR
Bu habere ilk yorum yapan siz olun...
YENİ YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

YAZARIN DİĞER YAZILARI
>>> Yazarın Tüm Yazıları


ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN DÜN BU HAFTA BU AY
GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi Zaman Gazetesi