TORBADAKİ EĞİTİM
Ziya Gökerküçük
30-08-2014 13:31

 

İnsanlık doğanın korunması ve kollanması mantığı ile gelişmiştir. Tarımla uğraşanlar torbadaki azığını doğadan doldurmuş ve doğayı örnek almıştır. Kısacası torba; “torba yasalar” devrine kadar olumluluktu. Bu gün torba, yasalarla anılır oldu ki bu da doğadan, insanlıktan kopuşu anlatmaktadır.

Bozuk olan eğitim sistemi AKP zamanında bilinçli ve planlı bir şekilde daha da bozularak dini referansların ve kurallarının egemen olduğu bir yapıya doğru sürüklenmektedir. Bu amaçla da her “torba yasada” eğitimle ilgili değişiklikler mutlaka olmaktadır. Bu nedenle “torbadaki eğitim” demek espri olmaz.

Ülkemizde eğitim hep sorun olmuştur. İktidarı ele geçiren siyasi güç, zaten kuralsız ve ilkesiz olan eğitimi daha da beter hale getirerek toplumun geleceğini etkilemiştir. AKP devrinde ise eğitim ping-topu yerine konmuş ve çalışanlar üzerinde baskının aracı olmuştur.

Eğitim ile ilgili olarak çok yazı yazdım, yazıldı, yazılıyor da. Ama iktidarını güçlendirenlerin kendine güveni o kadar fazla ki; yazılanlardan yararlanmak, eleştirileri yanıtlamak veya yanlışlığı kabul etmek yerine; duymadan, tınmadan, sanki hiçbir şey yokmuş gibi daha da arsızca uygulamalar yapılmaktadır.

Kamuda çalışan 2.134.638 çalışanın 1.007.865’i eğitim işkolunda çalışmakta ve bunların yaklaşık % 65’i örgütlü. Sayı olarak önde olan 3 sendika var. 251.110(%24,92)i Eğitim-Bir-Sen, 225.250 (% 22.35)i Türk-Eğitim-Sen, 124.380(%12.34)i Eğitim-Sen sendikalarında örgütlü.

1990’lı yıllardan beri devam eden kamu çalışanlarının örgütlenmesi 2001 yılında yasal konuma geldi. Grevsiz ve siyasi iktidarın konumlandırmasına açık olan yasayı grev ve toplu sözleşme hakkını da kapsayan evrensel hukuka uygun hale getirme mücadelesi vermek gerekirken AKP ve en çok üyeyi bir şekilde(!) kazanmış olan Memur-Sen Konfederasyonu çok güzel anlaşmaktadır. Memur-Sen sendikal mücadele yerine adeta “çalışanları hükümete pazarlama” görevini yapmaktadır. Bu öyle legal hale geldi ki, bu gün atamalar sendikal kimlik üzerinden yapılır oldu.

İlimize baktığımızda; 291 kurumdaki 2914 derslikte 57.726 öğrenciye hizmet veren 4.020 öğretmen ile eğitim çalışmaları yürütülmektedir. Daha önce de yazdım; her nasıl bir tesadüf ise il veya ilçelerdeki merkezi kurumların yönetici kadrolarında hep aynı görüşten insanlar bulunmaktadır. Bu nasıl bir tesadüftür ki Eğitim-Bir-Sen üyesi olanlar idareciliği hak etmektedirler. Hadi iktidar böyle istiyor, ya idarecilerin hiç mi kişiliği yok da kendilerinden başkalarının da hakkı olan yerlerde saygısızca, “usulüne uydurularak” atandıkları makamlarda oturuyorlar?

Bugünlerde gündemi meşgul eden idareci atamaları; tüm ahlak, etik, hukuk kurallarını çiğnemektir. Kadrolaşma adına yapılan bu icraat “yasaldır” denebilir. Yasal olmak demek hukuki olmak anlamına gelmez. Yıllardır eğitim kademelerinde görev yapmış idarecileri; sözde demokratik puanlama deyip; öğrencileri, velileri de alet ederek asıl puanı veren amirlerinin puanlamasına göre yeniden atamak ne kadar yasaldır? Bu yasal(!) mevzuat geri dönecektir. Bu süreçte harcanan emeği, çalışanların birbirlerine olan güvensizliğini, huzursuz hale getirilen çalışanlar ve en önemlisi eğitimin ana amacı olan öğrencilere olan zararını kim telafi edecektir?

Eğitimin neresini konuşsak zaten dökülmekteydi. Bilenler eleştirirse de kamuoyunda okullara, eğitime bir güven vardı. AKP iktidarında ise tutulacak hiçbir şeyi kalmadı. En son TEOG sınavları dâhil hiçbir sınavın güvenilirliği yoktur. Zaten AKP’nin yaptığı güvenilir kurum bırakmamak ve dolayısıyla kişiye güvensiz ortamda cızcıbıldak kalmış hissi yaratmak. Bu sistemin toplum bilimcileri tarafından isteyerek ve bilerek yaratılan bir ortamdır.

Peki, çözüm ne? Çözümü bulmak için; bilinçli yaratılan bu olumsuzlukların amacını bilmemiz gerekiyor. Asıl amaç;1995 yılında Dünya Ticaret Örgütü ile yapılan anlaşmaya uyumdur. Bu anlaşmaya göre zaman içinde sağlık ve eğitim özelleştirilecek. Hastanelerde bu hemen hemen bitti ve Kamu Hastane Birlikleri Başkanlıkları kurularak başına iş dünyasında CEO olarak bilinenler atandı. Gerisi ileride paralı sağlık olarak önümüze çıkacak. Aynı yöntem eğitimde de olacak.

Milli Eğitim Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan "2014-2015 Eğitim-Öğretim Yılında Özel Okullarda Öğrenim Görecek Öğrenciler İçin Eğitim Ve Öğretim Desteği Verilmesine İlişkin Tebliğ", 7 Ağustos 2014 tarihli Resmi Gazete`de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Tebliğe göre 2014-2015 eğitim-öğretim yılında özel okullara gidecek olan 250 bin öğrenciye toplam 800 milyon TL`lik "destek" verilecek. Bunun devamı; sağlıkta olduğu gibi Eğitim Kurumları Birliği ve başlarına bir CEO atanarak okulların özellere devredilmesidir. "Özel okullara destek" adı altında yapılmak istenen; özel öğretimi özendirmek, öğrenci ve velileri "parasal destek" üzerinden özel okullara yönlendirmektir.

Eğitimi yönetenler; çalışanların sendikaları veya örgütleri yerine; eğitimi ticari veya dini merkez olarak gören vakıf ve derneklerin örgütlü duruşlarından yararlanmaktadırlar. Bunlar kamuoyunca bilinen örgütlerdir: TÜRGEV başta olmak üzere, ÖNDER, evrim karşıtı görüşleri ile bilinen Adnan Oktar`ın sahibi olduğu İlim Yayma Cemiyeti, İlim Yayma Vakfı ve Ensar Vakfı, vb.

O halde bizler neler yapmalıyız?

Halktan toplanan vergiler, yine halk için harcanmalı, kamu kaynakları özel okullara hiçbir şekilde aktarılmamalıdır. Bu anlamda çağdaşlıktan, laiklikten, devrimcilikten, sosyal devletten veya benzeri olumluluklardan bahsedenlerin, kısaca “İnsan” olmaktan kaynaklanan hakları savunanların; eğitim hakkının temelini oluşturan kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim talebi için bağımsız örgütlenmeleri yaratmalıyız.

Eğitimi üçayaklı düşünebiliriz. Öğrenciler, çalışanlar ve veliler. Birincisi olan öğrenciler; kurumların var olma sebebidir. Lise ve üniversitelilerinde yetersiz de olsa ses çıkıyor. Bu ses yükselmelidir. Çalışanlar ayağında sendikal anlamda en önde mücadele eden Eğitim-Sen var. Duruma göre Eğitim-İş, Türk Eğitim-Sen ve birkaç az üyeli sendika da var ama yetersiz kalınıyor. Üçüncü ayak olan veliler ise her türlü mücadele alanı önünde açık iken ve de en çok şikâyet eden iken sessizliğini koruyor.

Ülkemizin değişik yerlerinde sağlık ve eğitimdeki özelleştirmelere, hakkı gasplarına karşı örgütlenen insanlar var. Doğru ve güzel şeyler de yapıyorlar. Bilmeliyiz ki; sessiz durmak ve sadece şikâyet etmek yurttaş olmamak-olamamak demektir.

Bu nedenle tüm ülkede ve kentimizde acilen üç dalda eksik olan veya yetersiz olan örgütlenmeler adeta zorunlu hale gelmiştir. Tüketici Örgütlenmeleri, Sağlık Hakkı Örgütlenmeleri ve Eğitim Hakkı Örgütlenmeleri.

Bu günkü konumuz olan eğitim dalında Veli Dernekleri ve kısa adı ÖV-DER olan Öğrenci Veli Dernekleri var. Bu örgütlenmeleri yaratıp güçlendirdiğimizde iktidarlar veya il idarecileri keyfi uygulamaları yapamayacaktır.

Değerli veliler, okullarda öğrencisi olanlar; eğitimi doğa torbasından ayırıp dini ve ticari torbaya sokan, laiklikten soyutlayan, eğitimin ana amacı olan özgürleşme yerine kullaştırmayı getiren AKP’nin eğitim politikalarına karşı haydin örgütlenmeye.

 

Ziya Gökerküçük gokerkucuk@gmail.com

YORUMLAR
Bu habere ilk yorum yapan siz olun...
YENİ YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

YAZARIN DİĞER YAZILARI
>>> Yazarın Tüm Yazıları


ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN DÜN BU HAFTA BU AY
Hasat Şenliği yapıldı
Alternatif ürünlere yöneldiler
Atasına koştu
“Söndüğüne emin olmadan ayrılmayın”
Bugün ‘Demokrasi ve Milli Birlik Günü’
Gaytancıoğlu: “Açığı Kanola ile kapatabiliriz”
Ördekli Göle Sazan yavruları bırakıldı
Yeni vergiler ve borçlanmalar yolda!
GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi Zaman Gazetesi