TESPİH KOPMASIN
Ziya Gökerküçük
08-12-2011 09:09
“Kuaförleri de alın, terörü durdurun” sözünü anımsayan var mı? Kim, nerede ve neden kullandı bu sözü? Öyle ya kuaför ile terörün ne ilgisi var değil mi? Gündemi ilginçlikleri ile izleyebilenler umarım kaçırmamışlardır bu bölümü. Efendim, olay şu: 31 Mayıs günü başbakan Hopa ilçemize gider. Ancak ilçede daha önceden planlanmış gösteriler vardır. Gösterilerin nedeni ise yörede yapılmak istenen HES (Hidroelektrik Santrallere) karşıtı eylemlerdir. Olan olur ve benim de tanıdığım emekli öğretmen Metin Lokumcu polisin biber gazı sıkması nedeniyle kalp krizi sonucu ölür. Oysa her yörenin bir kültürü vardır. Bir Karadeniz’li yazar kendi yöresinin insanını şöyle anlatmaktadır: “Bugün yöre halkının derelerine, denizine, yeşiline olan bu tutkusunu bilmiyormuşçasına ilginç bir süreç işletiliyor. Önce sahiller dolduruldu ve insanların denizle bağı kopartıldı. Sonradan bu yetmezmiş gibi dereleri kurutuyorlar. Diğer önemli neden ise; Doğu Karadeniz halkının tek geçim kaynağı “çay” ürünüdür. Yine uygulanan tarım politikaları nedeniyle bu üründen geçimini sağlayan yöre halkı çok zor duruma girmiştir. Kaldı ki fındık ve çay Karadeniz insanı için bir kültür ve yaşam biçimidir. Bu nedenle “fındık ve çay bizum içun sadece ürun teğuldur!” diye konuşur yöre insanı. Kısacası Karadeniz Karadeniz olmaktan çıkarılmıştır. Bugün yaşanan süreç tam da budur. İşte Hopa olayı HES'lere karşı tepkilerini göstermek, derelere sahip çıkmak, geçim kaynağı olan çaya konulan kotalar-kontenjanlar hakkında tepkisini dile getirmek isteyenlerin isyanıdır. Astıkları afiş ve attıkları sloganda “derelerimizi ve çayımızı sattırmayacağız” demişlerdir.” (09.06.2011- Fevzi Engin- Bolu Gündem Gazetesi) Olaylar nedeniyle dava açılır ve asıl bundan sonra ilginçlikler başlar. Hopa olaylarını protesto eden veya Metin Lokumcu’yu anan gençler toplanmaya başlanır. Terörle Mücadele Kanunu devreye sokulur, falan, filan… Ankara’da bir grup öğrenci Hopa gösterileri nedeniyle tutuklananlara destek olmak ve cezaevinde arkadaşlarının saçlarının zorla kesilmesini protesto etmek için toplu olarak saçlarını kestirir. “Biz de attık yumurta; bizi de alın, memleketi kurtarın” ve “Kuaförleri de alın terörü durdurun” şeklinde sloganlar atarlar. İlginçliklerin ve insanlık tarihine kara sayfaların yazıldığı günler yaşamaktayız. Hopa davası ile sosyalistler ve çevreciler susturulmak isteniyor. Karargâh davası ve Hanefi Avcı davaları arasında birliktelikler kurularak sosyalistlerin derin devlet ve mafya bağlantısı olduğu varsayımı düşündürülmek isteniyor. KCK davası ile Kürt muhalefeti ve Kürt sorununu barış içinde çözmekten yana olanlar susturulmak isteniyor. Ergenekon davası ile de muhalefet CHP ve benzeri ulusalcı, Atatürkçü siyasi yapılara baskılar yapılacak. Burada bir fark var ki bu davada derin devlet elbet var ama dava sulandırılıp asıl amacından çoktan saptırıldı. Örneğin Veli Küçük ile Mustafa Balbay veya Nedim Şık’ın ne bağlantısı olabilir, anlamakta zorlanıyor insan. Dahası davalarda ceza yerine tutukluluk ceza olarak sunuluyor. Bu birilerinin senaryosu ve yetkili kurumlar buna uygun deliller toplama uğraşısında olabilir. Bağımsız yargının içinden bazıları da “buralardan mutlaka suç çıkartmalıyım” derdinde de olabilir. Bu davalardan bir şeyler de çıkabilir ve iddiaların bir kısmı kanıtları ile doğrulanabilir. Sivas davasında öldüğü sanılan birinin DNA’sı ile eşi veya akrabalarının DNA’sının karşılaştırılması yapılarak kimlik tespiti yapılması gibi, zaman aşımı isteyen savcının durumu gibi, zamanın belediye başkanının televizyonlara çıkıp Sivas’ta yanarak ölenin değil dumandan boğularak ölenlerin olduğunu kanıtlamaya çalışması gibi değişik şeylerin yaşandığı ülkemizde her şeyin olabileceğine de inananlardanım. Ne yazık ki yargının da evrensel ilkelerden uzak siyasi baktığı bir çok dava olduğunu dünya alem gördü ülkemizde. Birilerinin bu senaryosuna mağdurların bakışı daha da ilginç değil mi? Her davanın mağduru; Nazilerin tutuklamalarını, sessiz duran rahibin sıra kendisine geldiğinde çevresinde kimse kalmadığını anlatır kendi gibi düşünenlere. Ama her davanın mağduru diğer davanın mağduru ile paylaşmadı yıllardır ortak acılarını. Son günlerde bir ortaklaşma gördüğümden umutlandım biraz. Öyle durumlarla karşılaşmaktayız ki sanırım Aziz Nesin’in eksikliğini aramıyoruz bile. Eskiden o, gözlemleri ile bizim gözümüze sokardı çelişkileri. Şimdi her gün okuduğumuz gazeteler, izlediğimiz televizyonlar sokuyorlar görmek isteyen gözlere, almak isteyen akıllara benzeri çelişkileri, komik ama acı örnekleri. Gençlerin tespih taneleri gibi yan yana durmayı öğrenmeye başlaması beni umutlandırdı. Bir de sloganlarındaki ilginçlik dikkatimi çekti. Bu çağda kitaplar suç ise gençlerin tepkisi normaldir. 150 cm uzunluğunda 2 cm kalınlığında plastik sopa, 90x90 kareli puşi, üzerinde TTB yazan şemsiye ve sopasız flama ve 4 adet 60 cm uzunluğundaki tahta sopa 22 kişinin terör örgütü kurmasının delili ise gençlerin saçlarını keserek suç işlemesi ve kuaförleri toplayarak teröre son verilmeyi istemesi (!)de o kadar doğaldır. Kendimizi sorgulamadan başkalarını sorgulamayı seven bir yapımız var sanıyorum. Hep başkalarının yaptıklarını görmek ve onları eleştirmekle geçer ömrümüz. Adeta kendimiz her şeyin en iyisini yapıyormuşuz gibi. Evet, çok iş yaparız kendi dünyamız içinde. Bugüne ve geleceğe dair çok işler yaparız kendimizce. Günlerimiz dolu doludur. Benimde öyle. İşte böyle bir gündü geçen gün yine. Caddede hızlı adımlarla yürüyordum. Birden önümdeki bastonlu amcanın tespihi dökülüverdi ayaklarımın altına. Bir kısmı da asfalta saçıldı. Gelip geçti herkes. Ben durdum ve amca ile birlikte topladık dağılan tespih tanelerini. Trafiğin durduğu anda asfalta sıçrayanları da aldım. Sonra o yoluna gitti ben yine yürümeye başladım. Tespih mutlu olmalıydı. Çünkü dağınıklıktan kurtulmuştu. “Bir noktadan başka bir noktaya en kısa mesafenin ne olduğunu en iyi yan yana dizilen tespih taneleri bilir” demişti bir öyküsünde Ece Temelkuran. Zaten bu bilgiyi bilen biz insanlar, içselleştirerek bilgiyi eyleme geçirebilsek bu yazı da yazılmayacaktı. Geleceğe dair kaygılar da olmayacaktı. Yani tespih tanelerini koparmadan çareler bulmayı bilmeliyiz artık. İmameyi başa koyarak birileri bizi dizecekse ardı ardına bu dizilme değil, biliyoruz. O zaman birileri bizleri dizmeden elinde salladığı 101’lik tespihine, bizler bulunduğumuz noktadan ileri bir noktaya gitmek için dizilelim kendi bildiğimizce, inandığımız ilkelerle birbirimize. Ziya Gökerküçük gokerkucuk@gmail.com
YORUMLAR
Bu habere ilk yorum yapan siz olun...
YENİ YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

YAZARIN DİĞER YAZILARI
>>> Yazarın Tüm Yazıları


ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN DÜN BU HAFTA BU AY
Hasat Şenliği yapıldı
Alternatif ürünlere yöneldiler
Atasına koştu
“Söndüğüne emin olmadan ayrılmayın”
Bugün ‘Demokrasi ve Milli Birlik Günü’
Gaytancıoğlu: “Açığı Kanola ile kapatabiliriz”
Ördekli Göle Sazan yavruları bırakıldı
Yeni vergiler ve borçlanmalar yolda!
GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi Zaman Gazetesi