DÜZENİN DOĞAYA SALDIRISI
Emrah AKYÜZ
15-10-2011 15:17
İçinde bulunduğumuz kısır döngü insanları rekabetin, hırsın, sömürünün esiri haline getirmektedir. Dünya ülkelerinin ilişkileri sadece rekabete dayanmaktadır, bu nedenle uyumsuzluk doğar ve sömürücü bir sistem oluşur. Bu sistem çalışanları insanca yaşama şartlarında yoksun bırakmakla kalmayarak, doğayı da kendi çıkar dünyası uğruna kirletmektedir. Fabrikalar , büyük üretim merkezleri ve kurumlar kar payını düşürmemek için, içinde bulunduğumuz doğayı da yaşanmaz hale getirmektedir. Fabrika atıkları, kış aylarında daha çok artış gösteren hava kirliliği ve suya karışan mikroplar bu sistem ile kurulmuş hem doğayı kirleten üreten hem de kirleten en büyük etkenlerdir. Fabrikasını deniz kenarına kurmuş olan sermayeler, kirli atıkları denize atıp, kar oranını yükseltmeyi, arıtma tesisi kurmaya yeğlemektedir. Bu etkenleri T. C. Tarihi 24 Temmuz 1923’de yapılan Lozan antlaşması ile çok güzel örnekleyebiliriz. Lozan antlaşmasının maddelerinden birisi Çanakkale ve İstanbul boğazlarının barış zamanı süresince silahsız bırakma koşulunu, vergisiz, kaptansız diğer ülke gemilerinin geçme iznini kapsamaktadır.Bu henüz sistemin oturmamış ekonomik krizdeki ülkelerin büyük kapitalistlere verilen ödünün de gerçek bir misalidir. Çanakkale ve İstanbul boğazlarımız o zamandan bu zamana kaç kez kirletilmiştir ve kirletilmeye de hala devam edilmektedir. Boğazlarımız her an bu tür tehlikelerle karşı karşıya kalmaktadır. Gelelim sağlık kısmına isterseniz. Nereden çıktı bu kadar hastalıklar, kanser vakalarında büyük artışlar yaşanmaya başladı ülkemizde. Özellikle de Trakya’da Ergene Nehrimizin günden güne durdurulamayan kirlenmesi ile kanser oranlarında ciddi bir artış gözlenmektedir. Her ne kadar yapılan haberlerde bunun nedeninin bu bölgede oturmakta olan vatandaşların sigara içenler yüzünden olduğu ve kanser hastalığının sebebini buna bağlasalar da Ergene Nehrimizin kirliliği kocaman bir gerçek olarak gözümün önünde acı bir tablo gibi duruyor. Çevremizde kiminle konuşsak bir yakını, bir tanıdığı kesinlikle bu hastalığın pençesinde. Eskiden ne kalp duyardık, ne de tansiyon!.. Olumsuz çevre ve yaşam koşullarımız insan ve çevre sağlığını her gün biraz daha etkiliyor. Eskiden de vardı belki bu hastalıklar ama insanların başka hayallerinin, isteklerinin gölgesinde kalıyordu bir anlamda. Günümüzde sanki bu hastalıklar uygarlıkla at başı gidiyor. Evlerimizdeki konforlarımız arttıkça, yiyeceklerimiz çeşitlendikçe bu menfur hastalıklarda yayılmaya devam ediyor. Acaba aklıma geliyor, “ ÇERNOBİL FACİASI”, patlaması kendisini yeni mi hissettirmeye başladı? Aslında bugün ve gelecekte o lanet sızıntının neler doğuracağını tabii bilen biliyordur. Ama o dönemin ürünlerine bulaşan radyasyonu, ekranlarda çay içerek ciddiye almadığını gösteren “BAKANLARIN” bu işteki günahı ne ölçüdedir? Bunu her geçen gün kanser oranları arttıkça geçte olsa anlamaya başlıyoruz millet olarak. Yaşlılık ya da Çernobil!.. Bize sağlığımızın önemini öğreten iki olgu. Hani bir söz vardır: Uzvunun örneğin böbreğinin nerede olduğunu bilmiyorsan, sağlam demektir diye. Gerçekten de hastalığı tanımadığımız zamanların değerini bilelim, korumak için de kendimize ve en başında da yaşam alanlarımızın temizliğine önem verelim. Nasıl mı? EL BİRLİĞİYLE… Temiz bir gelecek temiz bir toplum ve temiz bir doğa ile hayat bulacaktır. ESENKALIN
YORUMLAR
Bu habere ilk yorum yapan siz olun...
YENİ YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

YAZARIN DİĞER YAZILARI
>>> Yazarın Tüm Yazıları


ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN DÜN BU HAFTA BU AY
GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi Zaman Gazetesi