Teknolojiye direnen ''Kosa ustaları''
Öncü, otunu biçerek hizmet ettiği Trakya'ya şimdi kosa üreterek katkı sağlıyor.
27 Mayıs 2019 Pazartesi 08:56

 

Öncü, otunu biçerek hizmet ettiği Trakya'ya şimdi kosa üreterek katkı sağlıyor.

 

Edirne'nin Havsa ilçesine bağlı Köseömer Köyü sakinlerinden 76 yaşındaki Mehmet Öncü, küçük yaşlarda ot biçerek tanıştığı kosadan (Tırpan)bir türlü vazgeçemiyor. Bu tutkusunu kosanın tamirini ve imalatını yaparak sürdürüyor.

 

Eski Yugoslavya'dan Türkiye'ye göçle gelen bir ailenin ferdi olan Mehmet Öncü, çelikten yapılmış kosanın uzun bir sopa üzerine montajından, kosanın örs üzerinde küçük çekiçle tırnak üzerinden darbelerle dövülmesi, kılalanması, keskinleştirilmesi, kosaya açı verilmesi, yöreye göre kosanın tutacak saplarının dizaynına kadar bir çok işi yapmakta.

 

Dede mesleği kosa ustalığını ağabeyinden öğrendiğini ifade eden Öncü, tarım aletlerinin çok az olduğu 60 yıl öncesi buğday alanlarından, hayvanlara verilecek otların biçilmesine kadar her şeyin kosa, tırpan veya orakla yapıldığını söyledi.

 

12 yaşında kosayla biçme yapmaya başladığını anlatan Öncü, 22 yaşına geldiğinde Trakya'nın her iline, ilçesine, köyüne giderek buğday biçtiklerini ve kosa keskinleme de, biçimde  üzerine kimsenin çıkmadığını kaydetti.

 

Oluşturdukları 4 kişilik ekiple köyden köye giderek hasat yaptıklarını vurgulayan Öncü, ''Bir günde 6 veya 8 dönüm yonca biçerdim. Zaman zaman yarışmalar yapılır ve her seferinde birinci olurdum. Bu gün biçerdöverlerin yaptıklarını geçmişte bizler yapardık. Gittiğimiz köylerde bazen bir hafta kalırdık. Herkes buğdayından arpasına kadar her ürününü bize biçtirirdi'' dedi.

 

''Yorganımız ve yastığımız biçtiğimiz buğday olurdu''

Doğayla eskiden çok barışık olduklarını anlatan Öncü, ''Tabiat gerçekten bizim anamız, yorganımız, yastığımız sıcak yuvamızdı. Biçim için gittiğimiz köylerde, geceleri biçtiğimiz bitkilerin altına yatardık. Yorganımızda yastığımızda buğday sapları olurdu. Onun altına girip yattığımızda anamızın sıcaklığını hissederdik. Yağmurda ise üzerimizdeki giysileri bir kilot kalana kadar çıkarır, ıslanmasın diye sapların en altına koyardık. Yağmur geçtiğinde de yine onları çıkarır giyerdik. Her şey çok ama çok güzel olurdu. Yeni güne kuş sesleri, horoz ötüşleri, köpek havlamalarıyla uyanır, uzaktaki fırından önce kokusu sonrada dumanı tüte tüte gelen ekmek ve börekleri yiyerek tırpan sallamaya başlardık'' şeklinde konuştu.

 

Yoksulduk ama mutluyduk

Kosayla biçimin sona erdiğini belirten Öncü sözlerini şöyle tamamladı:

''Yaptığım kosalar son zamanlarda ev ve bahçelerin kenarlarını temizlemekte kullanılmaya başlandı. Bir kısmı da makinelerin biçemediği çatak içlerindeki otları biçmede kullanıyor. Bende son yıllarda kosa montajı, keskinleme işini yapıyorum. Edirne ve Kırklareli'nin bir çok yerine kosa konusunda hale hizmet verdiğim için sevinçliyim. Bu işi yaparak kendimi mutlu sayıyorum. Sağlığım el verdiğince bu mesleği sürdüreceğim. Yapmadığım zamanlar ise huzursuz oluyorum. Yani kısacası eskiden fakirdik, cep telefonlarımız, televizyonlarımız, bilgisayarlarımız yoktu ama yine de mutlu ve neşeliydik. ''

Gönder Yazdır Yorum Yap Facebook Twitter FriendFeed Google
YORUMLAR
Bu habere ilk yorum yapan siz olun...
YENİ YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN DÜN BU HAFTA BU AY
GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi Zaman Gazetesi